Ankara, Urfa, Trabzon ve Haldun Üstünel

Sabahın 06 Ankara'sına uyandım, yüzüm gözüm kırıktı. Sebebini netleştiremediğim bir düş ya da Karagancolos muydu yaşadığım bilmeden, el yüz yıkama ve sairenin ardından otelin kahvaltı salonuna indim. Kapıda cıvıl cıvıl bir gençlik ateşiyle karşılaştım, yüzlerce çocuk kahvaltı dizgelerine sıralanmış. Ellerindeki tabakları doldurma aceleciliğiyle nefis bir tablonun figürleri olarak tabaklarını yiyecek, izleyen yürekleri de tebessümle dolduruyorlarlar. 
 
Kahvaltı salonu devasa olmasına rağmen kalabalık sandalye sayısını katlıyor, bozkır sabahının serti, açık havayı da pek mümkün kılmıyor, elindeki tabakla oturacak yer arayan gençlerden biri, dip masada bir başıma oturan benim yanıma geliyor, " oturabilir miyim abi" diyor. Bilmez ki, başım üstüne der içimdeki ses, dışımdaki "tabi ne demek" bamyasına inat.
 
Urfa'dan geliyorlarmış. Valilik, başarılı öğrencileri Ankara ve Çanakkale gezileriyle ödüllendirmiş ve Ankara'da bir gece konakladıktan sonra Çanakkale'ye gideceklermiş. "Valinize teşekkür edin, bak ülkenin en güzel otellerinden birinde size yer ayırtmış, en güzel kahvaltıları önünüze koydurmuş ve sizden tek bir şey bekliyor; başarılı birer öğrenci ve tarih bilincine sahip yurttaşlar olarak topluma hizmet etmeniz"
 
Biraz abarttım mı acaba diye düşündüm, karşımdaki tertemiz yüzlü Urfalı genç duralayınca...Abartmamışım, durgunluğun sebebi "Abi daha önce Çanakkale'ye giden arkadaşlarımın hepsi orada ağlamışlar, ben ağlamıyacağım diye iddiaya girdim, şu anda sanki iddiayı kaybetmişim gibi hissettim"
Güzel yürekli Urfalı kardeşim benim, dedim içimden, sonra da dışımdan, şunu; "Çanakkale'de şehitlikleri gezerken, 17-18 yaşında toprağa düşmüş tomurcukları görüp de çağlar gibi ağlamak, bir iddiayı kaybetmekten milyon kere daha değerlidir.  Asıl ağlamazsan kork hayattan"
 
Sonra düşündüm, acaba iddia altından kalkamayacağı bir şey mi, kendimce "omuz vereceğim", "neydi iddia"
 
"Abi ben Galatasaray'ı tutuyorum, ağlarsam arkadaşımın takımı olan Beşiktaş'ı tutacağım"
 
Bu sırada, iki filiz kızımız daha gelip bizim masaya oturuyor.
Hepsine tek tek soruyorum, hepsi bir İstanbul takımına sevdalı.
 
"Sizler Urfalı değil misiniz? Neden İstanbul takımlarına bağlısınız?"
"Öyle abi ama, Urfaspor Birinci ligde değil ki"
 
Kırmadan dökmeden nasıl anlatmalı bu temiz yüreklere.
 
"Urfaspor neden birinci ligde değil biliyor musunuz? Siz böyle düşündüğünüz için!. Urfa gibi tarihi bir şehirde yaşıyorsunuz ve kendi takımınızla gönül bağı kurmuyorsunuz? Sizler enerjinizi Urfaspor'a yönlendirmezseniz, Urfaspor öksüz kalır, yenilir, yitik şehir olur..."
 
Çok anlamıyorlar dediklerimi, büyüklerden ne görüyorlarsa onunla devam eden bir geleneğe sahip olmanın yıldırıcı sonucu yaşadığım. İspanya'da daha 3 gün önce bir 3. lig takımının, dünyanın en pahalı takımı Real Mardin'i 4-0 la hezimete uğratışını hatırlatıyorum. Bu 3. lig takımının tribünlerindeki birlikteliğin, pozitif enerjinin sahadaki oyunculara nasıl etki ettiğini, ve yıkılmaz zannedilen Real'in nasıl darmadağın olduğununu, bunu sağlayanın da; kendi kentine gönül bağıyla sahip çıkmanın ve kendi değerlerine sahip çıkmak olduğunu, dilimin döndüğünce...
 
Çocuklar önce Anıtkabir'e oradan da Çanakkale'ye gidecekler. Vedalaşıp ayrılıyoruz, içlerinden biri "Abi sen Trabzonlusun diy mi" diyor, "nerden anladın" diyorum, "konuşmamdan mı?"  "Hayır abi, çok rahat konuştun da ondan." Bu kerata ile bir kez daha tokalaşıp, akşam Trabzon'a dair duyduklarım-öğrendikleirme dönüyorum apansız.
 
Diyarbakırspor'un Bursa deplasmanında yaşadıklarıyla Trabzon'da yaşadıklarını hatırlıyorum. Diyarbakırspor Başkanı, Trabzon'da gördükleri yakınlığı ve misafirperverliği hiç bir yerde görmediklerini, kazandıkları maç sonrası da aynı maç öncesi olduğu gibi insanca ve dostça uğurlandıklarını açıklamıştı, malum. Mümtaz ve eşsiz! Türk medyası bu açıklamaları küçük puntolara ve kutulara mahkum etmişti, öyle ya, memleket bütünlüğüne hizmet eden çok önemli bir adım da olsa, bu adımı atan Trabzon olunca görmemek, her puştun asli önceliğidiri!! Biz Trabzonlular, varoluşumuzu ve bizi var eden değerlerimizi elbette bir kısım mütareke basını artığının çukurlaşmalarıyla belirleyecek ya da değiştirecek değiliz. Bu bambaşka birşey..
 
Diyarbakırspor'luların farklı mağlup oldukları Bursa'da maruz kaldıkları davranış biçimlerini sorgulama, kurcalama derdinde de değilim. Zira Bursa'da Trabzon'dan farklı olarak tribünlere sızan ajan-provokatörler olduğunu düşünüyorum. Ama çok belli ki, Bursaspor Yönetimi ve şehri de Trabzon'un hassasiyetini göstermemişler. Diyarbakırspor'u insanca ve dostça ağırlayanlar her kimse, Sedat Tunalı onları sevgiyle selamlar..
  Ankara'dan en "temel" izlenimim şur; Birkaç yıl içinde bu şehri ve bu takımı "gerçek" kimliğiyle ve şampiyonlukla buluşturacak    yapının tohumları atılmış...Az teselli değildir, anlayana...
 
HALDUN ÜSTÜNEL  

Saraçoğlu'ndaki rezil derbiden sonra, biliyorsunuz bir önceki rezil derbi Ali Sami Yen'deydi, (rezilliği sıraya bağlamışlar en azından), son rezil derbi sonrası Galatasaray  Yöneticisi Haldun Üstünel, hakemlerin Fenerbahçe'nin etkisinde kaldığını ifade ederek;  "Renklere göre ceza ve karar veriyorlar" buyurmuş. Şimdi şu sorunun tam sırası ama o toplantıda bu soruyu soracak mabada sahip gazeteci yoktu;

   Soru şu;

   Be hey Haldun Üstünel bey; daha bir hafta önce Ali Sami Yen Stadı'nda bir hakemcik rakip takımın net bir penaltısını vermez ve tüm takdir haklarını rakibi ezmek için kullanırken siz yoksa  NASA çalışmaları kapsamında Ay seyahatine mi çıkmıştınız? Trabzon'a karşı işleyen "silahlarınız" Fenerbahçe'ye sökmeyince, nasıl da birden bire masumlaştınız? Madem gücü gücü yetene, ağlamak yok sayın Üstünel. Verdiğiniz fotoğraf, trajikomik bir vodvil eskizi gibi algılanıyor, haberiniz olsun. Ha bir de, Trabzon bunca haksızlığa sessiz kalıyorsa, efendiliğindendir, siz bilmezseniz büyüklerinize sorun, efendiliğimizin bittiği yerde esameniz okunmaz

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !