Ben Birgün Frankfurt'taykene...

"Sayın yolcularımız, bulunduğumuz bölgedeki hava koşulları nedeniyle emniyet kmerlerinizi bağlı tutmanızı ve koltuklarınızdan kalkmamanızı rica ederiz" dedi, Türk Hava Yolları'nın Frankfurt uçağının kaptanı, ben de içindeydim uçağın, Bulgaristan üzerinde genellikle böyle olurmuş zaten, stabilize yol hissi...

Bu anonsla kendime geldim, zira elimde Kırkambar Yayınları'nın "Unutulmayan Gazeller" isimli kitabı vardı. Bakji'lerin, Şeyh Galip'lerin Baki'lerin, Nev'i'lerin dünyasına sızıverip bir yandan da yaşanan anı duyumsamak kolay iş değil. Şu beyitleri okuyan biri, o an zahiri olanı nasıl duysun ki;

"Ben senün gibi cefa-cu dilbere duş olmadım

Sen benüm gibi belakeş mübtela gördün mü hiç"

"Bela dildendir ol dilber elinden dadumuz yoktur

Gönüldendir şikayet kimseden feryadumuz yokdur"

"Senün mahzunun olmak bana şadan olmadan yeğdür

Gamunda ağlamak ellerle handan olmadan yeğdur"

Bu dizeleri okurken kulaklıktaki hangi türkü çalıyor bilseniz, anlarsınız halimi; Volkan Konak "Dere akayi dere / o da nafile yere / Bağladiler başumi, istemeduğum yere"

Yukardaki üç beyit kimin desem belki bir iki sallayış isabet ettirir, 1533'de doğup 1599'da ölen NEV'İ'yi. Benim elimden gelen bir İstanbul-Frankfurt uçuşunda kendisini ve aşka izini düşürmüş, harlanıp savrulmuş Nev'i ve O'nun gibi yüzlerce, binlerce şaire, ozana 10.900 feet ten göksel bir selam edip anıları önünde eğilmektir.

Yalauz, özellikle; "Gamunda ağlamak ellerle handan olmadan yeğdür" dizesi, hem ağlatan hem de ağlatan açısından yaşanan Dünya'ya ait güzelliklerin ıskalanmasının kavşağı olmuştur hep. Ferhat'ı, Mecnun'u, Kerem'i bedbaht; Şirin'i, Leyla'yı, Aslı'yı zay eden hep bu gam kavşağı olagelmiş, bir zaman sonra ne aşuk ne de maşuk gerçek hayata dönebilmeyi becerebilmiş. Elbet öykünülen aşk; gece kulübü ilişkilerinin, sabah yatağı hatırlanılmayan çiftleşmelerinde aranmayacak kadar kıymetli olmalıdır, ve fakat bir ayin kutsallığındaki sevişmeleri günlük hayata kurban verme iştahı yeni Ferhat ve Şirin'ler yaratmaktan öteye geçemez. Ha derseniz ki bu da az şey değil, tamam o zaman. Tam da burda bir türkü daha takılır kulaklığa; "Değmen benim gamlı yaslı gönlüme/ ben bir selvi boylu yardan ayrıldım"

Beni bir spor yazarı olarak tanıyor herkes, madem, gazetecilik mesleğimde spor muhabirliğimin çok az olduğunu, tüm birikimim habercilikte olduğunu bilmiyor çoğunluk, madem, ben de bir iki sportif laf edeyim o halde.

Diyarbakırspor Başkanı çok eleştirildi, kendisinin de ifade ettiği gibi Trabzon dışında hiçbir yerde "insan gibi" karşılanmadıklarını söyledi durdu, küçük puntolar dışında ilgi görmedi basından, ne de olsa "ötekiler"den o da. Ne zaman isyan etti, onun feryatlarına hiç değer vermeyen yüzlerce usta kalem, kiralık kalem, sivri kalem sıraya girdi; "Bizim kendisine az bişe sempatimiz vardı, şimdi o da gitti"

Neden gitti? Beklemdeiğiniz bir adım attı diye mi? Şaşırttı mı sizi? Türkiye sevgisinden zerre kuşkumuz olmayan Diyarbakırspor Başkanı, sonunda patlamıştır, benim için anlaşılmaz bir tarafı yoktur bunun. Kendisine tavsiyem, İstanbul Basını'nı Ulusal Basın olarak görme yanlışına düşmemesidir. Bizim için Diyarbakırspor bu ülkenin en güzel renklerinden biridir ve PKK Dışarı sloganlarını hak etmeyecek kadar memleket takımıdır.

Bir cümle de Ercan Saatçi'ye vakıasına edelim;

Bir kere neresinden bakılırsa bakılsın, ortada bir çiğlik var ve bu tür çukurlaşmaları hep birlikte mahkum etmeliyiz. Evet, birbirimizin gözünün içine baka baka yalan söyleyemeyeceğimize göre şu gerçeği hepimiz kabul etmeliyiz; ERcan Saatçi'nin ettiği küfürleir hepimiz değişik cümlelerle sık sık ediyoruz. Böyle bir küfrü yıllar sonra "servis etmek", ayıptır, aşağılık birşeydir.

Ercan Saatçi'nin gazeteci olmadığını hepimiz biliyoruz, kendisinin de böyle bir iddiası olduğunu duymadım. Ama ben Saatçi'nin özür yazısının da eksik olduğunu düşünüyorum;

Özrün özü şu olmalıydı; haliyle bana göre, akıl veriyor değiliz.

"Bu küfür için ülkedeki tüm çocuklarımızdan özür diliyor, çocuklar dışındaki herkese de aynayla yüzleşmelerini ve yıllar sonra servise konan bu çirkinliği mahkum edecek cesareti göstermeleirni bekliyorum"

Frankfurt'a kurumsal bir ziyaret yaptık, Türk Filmleri Haftası'ının ortasına düştük, şanslı olmak böyle bir şey olmalı. Hele, hayatında hiç görmediği sizi, havaalnından alıp gün boyu yalnız bırakmayacak kadar seven bir deliyüreği de hayatınıza arkadaş edebiliyorsanız, eyvallah!!

Deniz'in fırtınası sesimi duyurmuyor olabilir, ama yine de ünlemeli poyraza inat; Yoruldum!!!

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !